ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ

1-B MEDENİ HUKUK VİZE SINAVI (5 Ocak 2016)

CEVAP ANAHTARI

SINAV TALİMATI: 1) Sınav süresi 60 dakikadır. 2) Kanun kullanılamaz.. 3)İstenildiği kadar kağıt kullanılabilir.

I. Mutlak ve nispi hakların farklarını açıklayınız (10 puan).

Mutlak haklar ile nisbi haklar arasında belli başlı farklar;

1. Nisbi haklar, belirli bir kişiye veya kişilere karşı ileri sürülebilirken; mutlak haklar, herkese karşı ileri sürülebilir. (2,5 p.)

2. Nisbi haklarda, hak sahibinin karşısındaki kişi esas itibariyle bir şeyin yapılması, verilmesi gibi aktif bir görevi, bazen de yapılmaması gibi pasif bir görevi üstlenirler. Bu açıdan taraflar arasındaki borç ilişkisinin üçüncü kişilerce ihlali mümkün değildir. Mutlak haklarda ise bu haklara saygı göstermek zorunda olan diğer bütün kişiler, bu haklar karşısında pasif bir görev üstlenirler. Bu açıdan mutlak haklar, herkes tarafından ihlal edilmesi mümkün olan haklardır. (2,5 p.)

3. Nisbi haklar ile mutlak haklar arasında bulunan bir diğer fark da numerus clausus ilkesine tabilik bakımından kendini gösterir. Türk hukukunda sözleşme özgürlüğü ilkesi geçerli olduğundan taraflar, kanunlarda öngörülen sözleşme tipleri dışında da çeşitli borç ilişkilerine girebilirler. Tarafların giriştikleri bu borç ilişkileri, numerus clausus ilkesine tabi olmaksızın sayısız alacak hakkı doğurabilir. Ancak ayni haklar, numerus clausus ilkesine tabi olup; kanunda öngörülenlerden farklı bir şekil veya muhtevada ayni hak tesis edilemez. (2,5 p.)

4. Nisbi haklar ile mutlak haklar konu yönünden farklılık arz etmektedirler. Nitekim nisbi hakların konusu, bir edimin yerine getirilmesi başka bir deyişle, bir şeyin verilmesi, yapılması, yapılmaması iken; mutlak haklar, bir mal ya da kişi üzerinde sahip olunan iktidar dolayısıyla kişiye bahşedilen haklardır. (2,5 p.)

II. Medeni Kanun’un 1, 2 ve 4. maddeleri arasındaki ilişkiyi açıklayınız (20 puan).

TMK. mad. 1-2-4 arasındaki ilişki kanun boşluklarının doldurulması noktasında önem arz etmektedir (5p.).

Gerçek boşluk ve açık boşluk birbirileri ile örtüşen kavramlardır. Gerçek/açık boşluk TMK. mad. 1 ile doldurulur. TMK. mad.1’e göre kanunda uygulanabilir bir hüküm bulunmadığında yani açık/gerçek boşluk olması halinde hakim örf adete bakacak, burada da uygulanabilir bir kural bulunamazsa, hakim hukuk yaratacaktır (3p.).

 

Gerçek olmayan boşluk ile örtülü boşluk kavramları şu noktada farklılık gösterirler:

–       Kanunda sözü ile özü bağdaşan, benzer bir başka hükümle çatışmayan ve uygulanması dürüstlük kuralına aykırı sonuçlar doğurmayan bir hüküm bulunduğu halde bu hükümde sunulan çözüm yeterli gelmiyor, ve ihtiyaçlara uygun görülmüyorsa ortada “gerçek olmayan boşluk” var demektir. Bu halde TMK. mad. 1 çerçevesinde yürütülen yorum faaliyetleri devreye girecek ve hakim normu yorumlayarak o normun güncel ihtiyaçlara uyup uymadığını tayin edecektir. Bunun için hakimin amaçsal gerçekçi yorum yapması gerekecektir. Bu çerçevede kanunun amacı (ratio legis ) toplumun günümüzdeki ihtiyaçları ve somut olayın özellikleri göz önünde tutularak objektif bir şekilde tespit edilmeli ve hükmün amacı ile korunması gereken menfaat birlikte değerlendirilerek yorum yapılmalıdır (5p.).

–       Örtülü boşlukta, kanunda sözüyle özü bağdaşmayan, uygulandığı zaman dürüstlük ilkesine aykırı sonuçlar doğuran bir hüküm vardır. Bu halde TMK. mad. 1’de düzenlenen yorum faaliyetleri ile birlikte kanunların yorumlanmasında dürüstlük kuralı bahsi devreye gireceğinden TMK. mad. 2 de dikkate alınacaktır (5p.).

 

3. Bilinçli – Bilinçli Olmayan Boşluk:Kanun koyucu, bir kanun boşluğunu bilerek ve isteyerek bırakmışsa ortada ‘bilinçli boşluk’ vardır. Buna karşılık kanun koyucu özen eksikliğinden dolayı, aslında düzenlenmesi gereken bir hususta hüküm getirmeyi ihmal etmişse veya bu durum kanunun yapılmasından sonra ortaya çıkmış ve yapılması esnasında öngörülmesi mümkün olmayan sebeplerle meydana gelmişse bu durumda bilinçsiz boşluk söz konusu olur. Bilinçli ve bilinçsiz boşluk ise aynı zamanda açık boşluk hali oluşturabileceğinden bu çerçevede açık boşluğa ilişkin TMK. mad. 1 devreye girecektir (2p.).

 

III. Medeni Hukukun kaynakları nelerdir sadece sayınız (10 puan).

Medeni Hukukun kaynakları, yazılı ve yazılı olmayan kaynaklar ve hakimin yarattığı hukuk olmak üzere üçe ayrılır.

Medeni Hukukun yazılı kaynakları: 1. Kanunlar 2. Kanun Hükmünde Kararnameler 3. Tüzükler 4. Yönetmelikler 5. survey4on.com İçtihadı Birleştirme Kararları’dır. (5 p.)

Yazılı olmayan kaynağı ise örf adet hukukudur.(3 p.)

Bunlar haricinde doktrin ve yargı kararları da tali niteliktedir. (2p.)

IV. OLAY

Feride, kızı Duygu’dan, kendisi ve eşi Hakan’ın isimleri ve evlilik tarihleri yazılı olan ve yıllar içinde kararmış olan alyansını bir kuyumcuya bakım yapması için götürmesini rica eder.  Annesinin alyansının yanında uzun süredir kullanmadığı tek taş yüzüğünü de bulan Duygu, annesinden habersiz olarak bu tek taş yüzüğü de alır. Tek taş yüzüğü satıp elde ettiği para ile kendisine yeni bir akıllı telefon almaya karar veren ve iki yüzüğü de yanına alan Duygu, her ikisini de Kapalıçarşı’da bir kuyumcuya götürür. Kuyumcunun sahibi Emin, tek taş yüzüğü 5000 TL’ye Duygu’dan alır ve aynı gün öğleden sonra dükkana gelen müşteri Nermin’e satar. Alyansı ise nişanlısı Betül’e sürpriz yaparak evlenme teklif etmeyi planlayan Ahmet’e 6000 TL karşılığında satar. Ahmet, Betül’ün yanına gitmek üzere otobüse bindiğinde, alyansın üzerinde yazan isimleri görür ve bu alyansın aslında başka bir kişiye ait olduğunu anlar.

Feride’nin kardeşi Ferit ise, Feride’ye dava açarak kendisine nafaka ödemesini talep etmektedir. Zaten geçimi sağlamakla yükümlü olduğu iki çocuğu olan ve eşi Hakan iki aydır işsiz olan Feride, nafaka ödemekten kaçınmak istemektedir. Bu konuyu avukat arkadaşı Güven’e açtığında Güven, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre herkesin, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine yardım nafakası vermekle yükümlü olduğunu söyler. Ancak kardeşler arasındaki nafaka yükümlülüğü, TMK m. 364/f. 2 tarafından nafaka yükümlüsünün refah içerisinde olması ek şartına bağlanmıştır.

Hakan, zor günler geçiren eşi Feride’ye destek olmak adına ilk önce yakın arkadaşı Levent’ten 10.000 TL borç alır. Bunun yanı sıra Ankara Bağlıca’da kendi adına tescil edilmiş olan bir arsayı satmaya karar verir. O sıralar yurt dışında bir iş görüşmesine gidecek olan ve tapudaki işlemlerle vakit kaybetmek istemeyen Hakan, taşınmazların tapu sicilinde resmi şekilde devredilmesi gerektiğini ve resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satım sözleşmelerinin kesin hükümsüz olduğunu bilmesine rağmen,  alıcı İrfan’ı aralarında yazılı bir sözleşme yaparak bu işi halletmeleri konusunda ikna eder. Hakan ve İrfan yazılı bir sözleşme akdederler ve İrfan arsa bedeli olan 100.000 TL’yi Hakan’a öder. Hakan, ABD’de bir iş bulur ve orada yaşamaya başlar. Olayın üzerinden iki yıl geçtikten sonra Türkiye’de arsa fiyatlarında ciddi bir artış olduğunu ve İrfan’a satmış olduğu arsanın değerinin 300.000 TL’ye fırladığını öğrenen Hakan, İrfan’a dava açarak aralarındaki taşınmaz satım sözleşmesinin resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olduğunu, bu nedenle İrfan’ın derhal arsayı terk etmesi gerektiğini beyan eder.

İrfan kendisine bu gerekçeyle dava açıldığını duyunca kalp krizi geçirir ve ölür. Eşi ve çocukları tarafından pek sevilmeyen İrfan’ın cenaze masraflarını karşılamaya kimse yanaşmaz. MK m. 507/f.2’ye ölen kişinin cenaze masrafları, terekeden karşılanacaktır. Ancak İrfan’ın sağlığında çeşitli bankalara ciddi miktarda borcu olduğundan terekesi, cenaze masraflarını karşılamaya yetmemektedir.

 

Aşağıdaki soruları yukarıda verilmiş olan olaya göre yanıtlayınız.

 

1) Feride, Nermin’den tek taş yüzüğünün iadesini talep edebilir mi? (10 Puan)

Medeni kanunumuza göre taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir. (2 p.) Ancak bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmiş ise; iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir (5p.) .Bu kapsamda Nermin yüzüğü kuyumcudan satın almıştır. Diğer yandan Nermin, kuyumcuda bulunan yüzüğün çalıntı olduğunu bilmemekte olup bilebilecek durumda da olmadığından iyiniyetlidir. O halde Feride, iyiniyetli Nermin’e ödediği bedeli geri verme şartıyla beş yıl içinde taşınır davası açarak yüzüğü geri alabilir (3p.).

2) Ahmet, alyansın mülkiyetini kazanmış mıdır? (10 Puan)

Kuyumcunun sahibi Emin, emin sıfatıyla zilyettir. Emin sıfatıyla zilyet, bir malın maliki veya onun yetkili temsilcisinin rızasıyla kendisine güvenilerek bırakılan kişidir. TMK md. 988’e göre, bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur. Somut olayda Ahmet, yüzüğü satın aldığında, yüzüğün başkasına ait olduğunu bilmemekte, bilebilecek durumda da değildir. Başka bir deyişle iyi niyetlidir. Emin sıfatıyla zilyetten mal iktisap edilmesinde, iyiniyet iktisap anında aranır. Bu nedenle, Ahmet sonradan yüzüğün başkasına ait olduğunu öğrenmiş ve iyiniyeti ortadan kalkmış olsa da, Ahmet’in kazanımı korunur.

Bu soruda aşağıdaki şekilde yanıt veren öğrenciler de tam puan alacaktır.

Somut olayda Ahmet, yüzüğü kuyumcudan satın almıştır.  Taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmiş ise; iyiniyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla 5 yıl içerisinde açılabilir. Ahmet yüzüğü satın aldığında, yüzüğün başkasına ait olduğunu bilmemekte, bilebilecek durumda da değildir. Başka bir deyişle iyi niyetlidir. Ancak sonradan yüzüğün başkasına ait olduğunu öğrenmiş ve iyiniyeti ortadan kalkmıştır. Ancak kanunumuzda bazı hallerde iyi niyetin başlangıçta olması yetmez, belli bir süre boyunca (5 yıl boyunca) devam etmesi aranır. Burada Ahmet’in iyi niyeti sonradan ortadan kalktığı için TMK. mad. 777 uyarınca Nermin her zaman geri alır.

 

3) Hakan’ın İrfan’a karşı sergilediği davranışı MK md. 2 hükmü çerçevesinde değerlendiriniz. Bu davranışın yaptırımı nedir? Açıklayınız.  (10 Puan)

Cenk’in talebi, Medeni Kanun’un ikinci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmektedir. Medeni Kanun’un ikinci maddesi iki fıkradan oluşmaktadır. İlk fıkrada, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uygun davranması gerektiği düzenlenmiştir. İkinci fıkrada ise hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bir madalyonun iki yüzü gibi olan bu iki fıkradan ilki bir emir, ikincisi ise yasak niteliği taşımaktadır (3p.). İkinci fıkrada düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulama alanlarından bir tanesi de çelişkili davranış yasağıdır (venire contra factum proprium). Buna göre, karşı tarafta oluşturulan güvenin, daha sonraki davranışlarla boşa çıkarılması halinde bu yasağa aykırılık söz konusu olacaktır. Somut olayda da, şekle aykırı olarak yapılan bir sözleşme İrfan tarafından ifa edilmiş; bu yönüyle Hakan kendisi tarafından da ifa edileceği noktasında güven uyandırmıştır. Sonradan bu güvene aykırı davranması çelişkili davranış yasağına dolayısıyla dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecektir (5p).

Hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı MK mad. 2/ f.2’de düzenlenmiştir. Buna göre bir hakkın açıkça dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bu çerçevede hakkını kötüye kullanan kişinin, amaçladığı sonuca varması mümkün değildir. Bu açıklamalar ışığında, şekle aykırılık iddiası hakim tarafından dinlenmeyecek ve İrfan lehine karar verilecektir (2P).

 

4) İrfan’ın cenaze masraflarını kimin karşılaması gerektiğini düzenleyen açık bir kanun hükmü bulunmadığını gören hakim, nasıl bir yol izlemelidir? Boşluk türlerini de belirterek açıklayınız. (10 Puan)

TMK. mad. 507’ye göre ölen kimsenin cenaze masraflarının terekeden karşılanacağını hükme bağlanmış; ancak tereke, bu masrafı karşılayacak yeterlilikte değilse cenaze masraflarının nasıl karşılanacağı konusunda bir hüküm öngörülmemiştir. Bu durumda açık bir kanun boşluğu vardır (3p).. Kural dışı bir boşluk olan ve kanunda hakkında düzenlenmiş hiçbir hüküm olmaması nedeniyle kural içi boşluklardan ayrılan (3p.) açık boşluk hallerinde TMK. mad. 1/II’ye göre yorum yapılır. Buna göre hakim önce örf adete bakacak, örf adet hukukunda bir kural bulursa uyuşmazlığı buna göre çözecek (2p.), eğer örf adet hukukunda da kural yoksa, kendisi kanun koyucu olsa nasıl bir hüküm getirecek idiyse buna göre hukuk yaratacaktır (2p.).

5) Levent, Hakan’ın kendisinden almış olduğu 10.000 TL’yi geri ödemediğini iddia etmektedir. Hakan ise borcunu zamanında ödediğini iddia etmektedir. Bu durumda kimin, hangi hususu ispat ile yükümlü olduğunu MK md. 6 kuralı çerçevesinde değerlendiriniz. Ayrıca TMK. mad. 6’da düzenlenen ispat kuralının istisnaları (ispat yükünün ters çevrildiği durumlar) nelerdir? Açıklayınız (10 puan).

İspat yükünün dağılımına ilişkin genel kural Medeni Kanun’un 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Bu hükümde düzenlenen genel kurala göre; davacının hakkını dayandırdığı olay veya olguların; aynı şekilde davalının da savunmasını dayandırdığı olay ve olguların varlığını ve doğruluğunu ispat etmesi gerekir (2 p.). 

 

İspat yükünün ters çevrildiği durumlar (6p.)

1. Hâkim Önünde İkrar Edilen Olgular

2. Hayatın Olağan Akışına Uyan Olgular

3. Herkesçe Bilinen Olgular

4. Kanunun, İspat Yükünü Özel Olarak Tayin Ettiği Haller

5. Kanuni Bir Faraziye veya Karineye Dayanan Olgular

6. İddianın Resmi Sicil ve Senetlere Dayanması

 

Kanunun ispat yükünü özel olarak tayin ettiği hallerden birisi de TBK. mad. 112’dir. TBK. mad. 112’ye göre; borca aykırı bir davranışın varlığı iddiasıyla tazminat isteyen kişi, borçlunun kusurunu ispatla yükümlü değildir. Böyle bir halde borçlu, kusursuzluğunu ispatlamalıdır. Şu halde Hakan borcunu zamanında ifa ettiğini ispatlamalıdır (2p.).

 

6) TMK md. 364/ f.2 hükmünde yer alan “refah içinde olması” ifadesini değerlendirerek, bu hükümle karşılaşan hakimin nasıl davranması gerektiğini belirtiniz (10 puan).

Hükümde refah içinde olma ifadesinden ne anlaşılması gerektiği belirtilmemiştir. Bu nedenle söz konusu hükümde bir kural içi boşluğun varlığından söz edilir (5p.). Bu kural içi boşluk ise hakimin, bu kavramı tanımlamasıyla ve önüne gelen somut uyuşmazlıkta yaptığı bu tanıma uygun bir halin gerçekleşip gerçekleşmediğini TMK. mad. 4 anlamında somut olayın özelliklerini de dikkate alarak takdir yetkisiyle doldurulur (5p.).

 

Başarılar Dilerim

Prof. Dr. Hüseyin Altaş

 

Tags: ,